18 Aralık 2011 Pazar

BoZCaADA


Hayatımda girdiğim en soğuk denize sahip olan, restore edilmis kalesiyle ünlü, gelibolu'dan feribotla ulasılabilen ada.

Çanakkale'ye bağlı dünya güzeli adacık. Üzum bağları, şarapları, serin denizi, bozulmamıs doğası, nefis minik koyları ve güneşin batısının güzelliğiyle ünlü. Havası iyot ve deniz kokan temiz yer. İnsanlari (cafe gorevlileri haricinde - tatil beldesi olmasa yabancilari sevmediklerini dusunecektik) cok canayakın, sıcakkanlı.
Adanın bir de mitolojik öyküsü var:
Poseidon'un oğullarından biri olan kyknos adlı bir kral yasarmış lapseki'de. Thenes adında bir de oğlu varmış. Thenes'in annesi öldüğünde kyknos yeniden evlenmiş ama üvey annesi thenes'e bir iftira atmis ve sahit olarak da bir kavalcı bulmus. Babası bu iftirayı yutmus ve thenes'i bir sandığa koyup denize atmis. Sandik şimdi adi bozcaada olan adaya gelmis bi sekilde ve thenes oraya yerlesmis. Adanın adı "thenedos" olmuş.
Kyknos günün birinde oğluna atılmıus olan iftiranın farkına vardığında thenedos'a gitmis barısmak için ama thenes babasının gemisinin ipini kesmiş ve onu reddetmiş. Ayrıca bundan böyle adasına kavalcıların gelmesini yasaklamış.

"tanri, insanlarin uzun ömürlü olmaları için bozcaada'yi yaratmış" demiş herodot...
kaynak:wikipedia,ekşi sözlük, foto; bozcaadadaki en renkli cafe

16 Aralık 2011 Cuma

FaRKıNa VarMaK


Farkına Varmak
Neden sonra farkına varıyorsun etrafındaki korkunç ıssızlığın,
Yar olsun, dost olsun
Ne arıyorsun?

Adresi belli mi vefasızlığın
Aşk, Dostluk!...
Hep dökülür yapraklar
Çıplak bir ağaç,
Durgun suda aksın
Yanlızlık dediğin hayatta başlar; kabir boyunca devam etmek için
C.Sıtkı TARANCI


11 Ekim 2011 Salı

6 Eylül 2011 Salı

Eskİ HaYaTa DöNüŞ

Güzel günler heleki sayılıysa ve biliyorsun son tarihini çabuk bitiyor.
işte benimde o güzel günlerim çabuk bitti
şimdi ofisimde yoğun bir tempoyla işlerime başladım. gezi grup arkadaşlarımdan gelen maillere bile cevap veremedim.
çok mutluyum gözlerim yeşile ve maviye doydu gibi bissürü resim depoladım geldim sizlerle paylaşmak için. bavulum küçüçük gittim ama içine gittiğim yerlerin meşhur neyi varsa toplayarak geldim. Galiba ben almayı çok seviyorum.
blokların hepsini çok çok gezemedim ama hepinizi tek tek okuyacağım zaman buldukça fotoğraflarıma bayılacaksınız eminim.



ps: mandalina ağacıma yorum yapamıyordum sabah denedim oldu sanırım mandalina ağacım sorunu çözdü teşekkürler mandalina ağacım. senin tavsiyeni tuttum bozca adayada gittim. bakalım beğenecekmisin fotoğraflarımı

26 Ağustos 2011 Cuma

KüÇüK BiR VaLiZ


Ramazan bitiyor artık.
Bu yıl ramazan çok zorladı beni 
yada içimde yolunda gitmeyen bir şeyler vardı bilmiyorum ki.  
ya da yaz sıcakları çok boğdu
öyle bir boğduki hala boğmayı bırakmıyor.
Sıcaklar geçti benim beynimdeki uyuşukluk geçmedi. Baktığım yerleri iyi görebilmek için bu yaz gözlük takmak zorunda kaldım artık.
doktor bey şöle dedi
-konforunuz için gözlük takmalısınız  :)
güldüm herşeyim konforluda gözlerimi konfor sunacağım neyse dediğini dinledim ve gözlüklerimi aldım pekbi çiks oldum. 

Bugünden sonra 9 günlük bir tatile giriyoruz.
ohhhh be şöle gel kefim gel diyeceğim
gezeceğim tozacağım sizlerle paylaşmak için güzel fotoğraflar çekeceğim.
valizime
birkaç tişört
birkaç şort pantolon
bir hırka
bir mayo
bir parmak arası terlik
bir kitap
bir güneş kremi
bir güneş gözlüğü
bir keten ayakkabı
bir sırt çantamı
fotoğraf makinamı
alarak yola çıkıyorum
bu fotoğrafları amasra gezisinde çekmiştim. ilk fotoğraf bir cam sanatçısının kolye uçu olarak yapılmış eserleri.
diğer fotoları ise bir yemeni dükkanı sahibi kadın kendi üretmiş bez bebekleri. Hepsini bir karektere benzetmiş mesela muhteşem yüzyıl dizisinden etkilenmiş.
üstteki fotoda kırmızı lüle lüle saçlı bebek hüreem sultan :)
ne kadar güzel olmuş değil mi.
hepinizin kadir gecesi mübarek olsun.
bayramınız hayırlara vesile olsun inşallah.
hepiniz güzel güzel dinlenin emi :)

22 Ağustos 2011 Pazartesi

Ne/DeNSiZiM

nedensiz bir sevdasın sen...
ne/densiz bir sevdalıyım ben...
ömrüme hükmeden!
gözlerimi esir alıp
ruhumu çalan sen

hey sen dinle!
ne hakkın var beni böyle kendine
mahkum etmeye?
ne hakkın var nefesimi her gun içip
kokumu içine çekmeye?
ne hakkın var söyle bu kadar teslimsin bana?
bu kadar alıştım sana?
sus cevaplama!

bunların nedeni için değil,
ne/densiz olduğum için sevdim seni
unuttun mu yoksa?..

Funda KESBİÇ

16 Ağustos 2011 Salı

Ey AşK SeN NeLeRe KaDiRSiN

Sevgili CrazyWomanRoseMary MiM demiş bana
bizi etkileyen ömrümüzce sevdiğimiz beğendiğimiz filmler demiş sevgili CrazyWomanRoseMary
işte sana benim hayatımda izleyip izleyip doymuyacağım dediğim filmler 3 değil 5 film sana
hepsinde de konu aşk ve aşk için yapılanlar
sevgi; sevilmek  en güzel yaşanmışlıklar
ben bu filmlerden çok ama pek çok etkilendim ve seyretmeye doyamıyorum.




"Issız Adam" bayıldım 
en çok beğendiğim kızın ıssız adamın annesiyle birlikte alış veriş
ve tabiiki
havuçlu kek  <3


 




"Titanic"
iki güzel genç insan iki muhteşem yetenek
işte beğendiğim sahne


"Madison Kasabası"
Clint EastWod süperdi
her yaşında güzel ve çok iyi bir yetenek
Meryl Streep onuda herhaliyle izlerim bayılıyorum ikisine bu filmde müthişdiler

"Av Mevsimi"  Hepsi çok iyidi oyucuların ben en çok Cem yılmazı beğendim

Cem Yılmaz ~ “Hayde” “Av Mevsimi" Yellowpi

12 Ağustos 2011 Cuma

TiRiLYe

Maviyle yeşilin birleştiği noktada, bir tarafta deniz havası, diğer tarafta zeytin ağaçlarının oksijeni ile ciğerlerinizi temizlediği şirin bir belde Tirilye...

Zeytinbagi ya da eski adiyla Tirilye, Güney Marmara sahilinin en güzel ve sakin yerlesim alanlarindan biri.
Mudanya`dan sonra zeytin agaçlari ve kir çiçekleriyle bezenmis yamaçlardan geçen, deniz manzarali ve virajli 11 km`lik yol, tepeden inerken Marmara`nin mavisini ve Tirilye`nin kiremit çatilarini gözler önüne seriyor.
Sahildeki restoranların biraz ilerisi deniz. Aslında Tirilye bir sahil kasabası ama denizin temizliği rüzgara göre değişiyor. Kimileri denizin tadını çıkarsa da kimilerine göre Marmara Denizi'ne güven olmuyor. Fakat Tirilye, dar sokakları, tarih dolu mekanları ile turistlere farklı imkanlar sunuyor.
Adı resmen Zeytinbağı olarak değiştirilse de, Tirilye adı yaygın olarak kullanılmaya devam edildi. Tirilye ismi üzerine üç rivayet vardır. Bunlardan ilki ismi barbunyadan("Trigleia") geldiğidir, ikincisi Aya Yorgi, Aya Satri ve Aya Yani isimli üç papazın buraya yerleşmesi sonucu üç papaz (tri-ilya) isminin beldeye verilmesidir, sonuncu rivayete göre ise korsanlardan kurtulan üç kişinin buraya yerleşmesi sonuçunda Tirilye isminin türediğidir.

11 Ağustos 2011 Perşembe

KiM KiMiN DeRiNLiĞiNi GöReBiLiR

......

Öyle büyük umutlarım olmadı benim, büyük düşlerim,
özlemlerim, büyük beklentilerim olmadı. Koşullarım beni
oluşturdu ben acılarımı buldum. Herkes gibi yaşasaydım eğer, yaşamı onlar gibi görebilseydim çarşılar yeterdi avutmaya beni. Bir gömlek, bir ayakkabı, bir elbise; bir yemek lokantalarda; televizyon, halı, masa ve daha nice eşya yeterdi yalnızlığı örtmeye, kendimi göstermeye, varolmaya, 'dar çevre yitikleri'nde önem kazanmaya...
        Oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim.  Öyle bir tüketmek ki, sonucu yepyeni bir ben"e ulaştırırdı beni, kederli dalgınlığımdan her döndüğümde...
Bir ben ki tüm ilişkilerin perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay yakınlıklarına insanların. Kim kimi ne kadar anlayabilir Ömür hanım?
Susmak yalnızlığın ana dilidir, Ömür hanım, şiiridir, beni konuşmaya zorlama ne olur. Sözün sularını tükettim ben, kaynağını kuruttum.
Geriye bir büyük sessizlik kaldı yüreğimde,
kalabalıklar, kalabalıklar kadar büyük...
Yalnızım Ömür hanım, geceler boyu akıp giden
ırmaklar gibi karanlıklar içre, öyle yitik, öyle üzgün,yalnızım...
Sularım toprağa sızıyor bak.
Yüzümü geceler örtüyor.
Binlerce taş saklanıyor içimde.
Kim kimin derinliğini görebilir, hem hangi gözle?
...

Şükrü ERBAŞ
(gönül hanımla güz konuşmaları)



Mercan Dede "800" [Music Video] from DIGIMIND on Vimeo.

5 Ağustos 2011 Cuma

DiLiM öLDüRSeDe

kim sorsa seni
en acı cevabı veriyorum kendimce
delilik bu
ne büyük bir sevda bu diyorum
bittiğine inanmıyorda,
öldüğüne inandırıyor kendini.
artık günbatımından korkuyor.
rüzgarıda sevmiyor
yağmurları desen görmeye cesareti yok
gözlerim acıyor
ağlamaktan değil asla
uyumaktan
bir turlu uyanamadım senden sonra
rüyamda görmektende korktum;
ama hep görmek istedim işte
doğum tarihin bir bankta kazılı artık
yüreğim bu doğuşu sensiz kutlayamıyor...
bir başka sevdada olurda bulursan beni
aynı göz renginde dolarsam gözlerine
unutma,hep hatırla!
dilim öldürsede seni
kalbim ve gözlerim hep inkar etti...

Funda KESBİÇ
Fotoğrafta gördüğünüz çiçeğin adı HANIM DÜĞMESİ
hepinize serin bir hafta sonu dilerim

3 Ağustos 2011 Çarşamba

O KıZ

Kendimi bildim bileli hayranım Ayşegül Aldinç'e
 2010 da yeniden doğuş yaptı görüntüsü ve şarkıları daha bir dirileşti.

sabah hayat beni neden yoruyorsun sloganımdı bu parçayla uyandım.

şimdi ise o kız lütfen bir dinlermisiniz
süper bir kadın ama hele bu parçası müthiş
ya siz ne düşünüyorsunuz
Uzun, uzun yıllar önceydi
Ne ölüm vardı ne ayrılık
Ana baba kuzusuyken daha dün
Şimdi kolu kırık kanadı kırık
O yol ki yara bere içinde
Komadan bırakmıyor hiçbirimizi
Şansına ne düşerse bi yanı uçurum
Bi yanı cennet bahçesi
Tanrım iyi insanlar çıkarsın karşımıza
Yoksa piyangodan ne çıkarsa bahtımıza
Hani ya hani ya o kız nerde
Hani ya hani ya kanın yerde
O şimdi kimseye güvenmiyor
Bıraktı oluruna direnmiyor
Deli dolu haylaz
Şen şakrak
Tasasız neşeli günlerdi
Çocuk aklı işte yuvadan uçunca
O saltanatta sona erdi
O yol ki yara bere içinde
Komadan bırakmıyor hiçbirimizi
Şansına ne düşerse bi yanı uçurum
Bi yanı cennet bahçesi
Tanrım iyi insanlar çıkarsın karşımıza
Yoksa piyangodan ne çıkarsa bahtımıza
Hani ya hani ya o kız nerde
Hani ya hani ya kanın yerde
O şimdi kimseye güvenmiyor
Bıraktı oluruna direnmiyor

HaYaT BeNi NeDeN YoRuYoSuN

hayat beni neden yoruyosun
Nasip olsun en güzel aşktan bize
Adımız birer hastaya çıktımı yüze bakan yok.
Sanıyorlar diz çöker aşk önümüze
Bu zamanlar fazla gezenlere vize veren yok.

Hayat beni neden yoruyorsun
Madem çok günah, oyunu sen bozuyorsun.
Sebebi çok...
Şeytan diyor ki yanaş şuna,
Adını anma sataş şuna,
Deli kader seni karşıma,
Çıkaracak mı bilen yok.

Can üzülür buna taş değil,
Çekilecek gibi aşk değil,
Bu gönül her şeye aç değil,
Doyuracak mı bilen yok.

2 Ağustos 2011 Salı

SaFRaNBoLu


Safranbolu'yu ülkemizde ve dünyada ön plana çıkaran en önemli unsur geleneksel Türk mimarisi tarzındaki Safranbolu evleridir. Bu evler bir yandan kentsel konumlarıyla diğer yandan mimarileriyle dikkate değerdirler. Başka bir anlatımla Safranbolu Evleri yüzlerce yıllık bir süreçte oluşan Türk kent kültürünün günümüzde yaşamaya devam eden en önemli yapı taşlarıdır. Bu nedenle Safranbolu evleri hakkında yeterli bilgi sahibi olabilmek için, yörenin ikliminden başlayarak kültürü, aile yapısı, ekonomisi ve gelenekleri hakkında bilgi edinmek gerekir. 
İlçe merkezinde 18 ve 19.yy. ile 20.yy. başlarında yapılmış yaklaşık 2000 geleneksel Türk evi bulunmaktadır. Bu eserlerin 800 kadarı yasal koruma altındadır.
Evler Safranbolu'nun iki ayrı kesiminde gruplanmış durumdadır. Birincisi "Şehir" diye bilinen ve kışlık olarak kullanılan kesim, ikincisi "Bağlar" diye bilinen ve yazlık olarak kullanılan kesim. Şehir, yönetim merkezinin bulunduğu Kale, alışveriş merkezinin bulunduğu Çarşı, evlerin bulunduğu Akçasu, Gümüş, Musalla, Kıranköy ve Tabakhane semtlerinden oluşmaktadır. Bu kesim, iklimin olumsuz etkilerine karşı korunmuş, alçak rakımlı iki vadinin içindedir. Burada evler birbirine yakın, sokaklar dardır. Bağlar birkaçyüz metre daha yüksekte, hava akımlarına açık ve daha geniş araziler üzerindedir. Hemen hemen herkesin bir kışlık bir de yazlık evi vardır. Yöre halkı kışın şehirdeki evinde yaşar ve yazın havaların ısınmasıyla Bağlardaki yazlık evine göçer. Ancak "Çarşı"da üretim ve ticaret hayatı yazın da aynen sürer.



Safranbolu'da şehrin oluşumunda hem fonksiyonellik ön planda tutulmuş, hem de estetik kaygılar hiçbir şekilde terk edilmemiştir. Fonksiyonellik yönünden konutlarla-kamu binalarının, pazarlarla-çarşıların yerleşim düzeni, yol-sokak-meydan yapısı örnek gösterilebilir.
Tüm evler kendilerine göre daha merkezi konumdaki kamu binalarına, dini yapılara ve anıt eserlere dönüktür. Hangi evden bakılırsa bakılsın manzara kapanmaz. Evlerin yakın plan cepheleri kör, uzak plan cepheleri açık ve birbirlerini izleyecek konumdadır. Şehrin ortasında bulunan meydana yönelik yollar ve sokaklar tamamen taş kaplıdır. Anıt eserlerin avluları ve meydanlar da taş kaplıdır. Mevcut taş kaplama tarzı rutubeti en aza indiren, sel sularına karşı dayanıklı ve ağaç köklerinin yeterli su almasına uygun yapıdadır. Evlerin yerleştirilmesinde iklim gerekleri kadar evin oluşturacağı görünüm ve göreceği manzara da dikkate alınmıştır. Bir ev penceresinden, avlu dış kapısından ya da iki evin arasından görülecek manzara kesinlikle bir bütündür. İlk bakışta gözden kaçabilecek olan bu titizlik şehirin ve yapıların tümüne egemendir.

28 Temmuz 2011 Perşembe

DaMLa daMLa

damla damla aksam sana doldurur musun kalbini benimle?
yoksa sende tasiyamazda dökermisin beni yerlere?
yagmur olsam yagsam sana islatirmisin kendini benimle?
yoksa sende dayanamazda kacar misin en kuytu yerlere?
yada bir gün düssem kalsam yasamaktan bir an yorulsam
en karmasik hallerimde kalirmisin benimle birlikte?
yoksa sende dayanamazda kacar misin bambaska ellere?
iyi günümde kötü günümde hayatimin her yerinde
ask denilen bu resimde durur musun benimle birlikte?
yoksa sende dayanamazda gidermisin bambaska düslere?



Şeker'e ithafen bu blogda yayınlanmıştır

25 Temmuz 2011 Pazartesi

AmAsrA

Amasraya giderken,
Fatih Sultan Mehmetin Lalasına "çeşmi Cihan Bumu ola" dediği
Bakacak mevkinde durun ve Fatihin gözüyle Amasra'nın en güzel manzaralarından birini verdiği noktadan Amasrayı seyredin.      
 Burası kemer köprüsü dedikleri yer otantik bir görüntüsü var
çaybahçelerinde oturup şu güzel manzarayı seyredin
Amasra'nın salatası meşhurmuş, yanında mevsiminde ne çıkarsa denizden o balıkların kızartması çok nefisdi çookk


Amasra denilince Barış Akarsu gelir akla
Amasra'da insanların dinlendiği bir parka onun adını vermişler
Ruhun şad olsun Barış

24 Temmuz 2011 Pazar

BoYuNa PoSuNa HaVaSıNa YaNDıĞıM



Boyuna, Posuna, Havasına
Yandığım
Bilmeden Yoluna,Yanına, Kapısına Düştüğüm
Eline, Dizine,
Yatağına Yattığım
Gönlünü, Gözünü, Sözünü, Canını sevdiğim...


23 Temmuz 2011 Cumartesi

BaSToN

Abant’tan sonra gezimizin ikinci durağı bastonuyla ünlü Zonguldak ilimize bağlı Devrek ilçesiydi. Baston yapımı bilgi ve becerinin yanı sıra büyük sabır ister Devrek’te baston yapım geleneği sürmektedir. Birbirinden güzel örneklerle baston yapımı özel ve gözde bir meslek durumundadır.
Devrekli ustaların el emeği ile oluşturduğu bastonlar onların göz nurunu, zevkini simgelediği gibi sanat ile zanaatı da bir arada gözler önüne sermekteydi. Baston ustaları, Karabük ilinin Yenice ilçesi ile Bolu nun Mengen ilçesi arasındaki 70 km lik bir orman sınırında yetişen kızılcık ağacının, Devrek bastonu yapımına uygun olduğunu belirtirler.
Öncelikle esnek bir ağaç olan kızılcık ağacı kesilir, Aralık ve Şubat aylarında suyu çekilen kızılcığın dalları ayıklanır ve elde edilen parçalar bir yıl bekletilir. Ekmek fırınlarında eğrilikleri düzeltilen dallar tornadan geçirilir ve bastona verilecek şekil belirlenir. Ardından testere ile üzerinde yivler açılır, eğe yardımı ile sistire, zımpara işlemleri yapılarak desen ve figürler ortaya çıkarılır.

Devrek bastonunun gövdesi kızılcık, sapı ise ceviz ağacından yapılır. Biçim olarak, bir ağaca helezon biçiminde dolanmış, başları sap kısmına doğru olan iki yılandır. Sapı, klasik yarım yuvarlak biçimdeki baston sapıdır. Ayrıca “yılan, atmaca, ördek, atbaşı, keçi ayağı” gibi saplar da yapılır. Devrek bastonunun boyası kezzapla, desen ve motifleri çini mürekkebi ve dağlama yöntemi ile işlenir. Bazı baston ustaları, sipariş üzerine gümüş ve sedef gibi kıymetli taşlar işleyerek çok özel ve değerli bastonlar da yaparlar.

Bu bastonlarda en önemli motif olarak birbirine dolanmış iki yılan motifi görülür ve sık sık uygulanır. Bu çift yılan motifli baston yapımının Ali Ziya Salman’nın önerisi olduğu belirtilir. Bastonun boyama işlemi yapılırken kusurlu yerler dolgu verniği ile düzeltilir. Ustalar, Devrek Bastonu üzerinde çok değişik türlerde motif işlemesi yapılabildiğini belirtiyorlar. Bu işlemlerden sonra sıra bastonun sapına gelir. Çoğunlukla ceviz ağacından yapılmış saplarda sedef, gümüş bağa, dağ keçisi ayağı, kemik ve değerli taşlar kullanılır. Ördek bacağı, yılan başı, atmaca, karaca ve at başına saplarda yer verilir.  
Baston fotoğraflarına eşlik eden salkım küpeliler, Devrek'deki baston yapan usta dükkanlarının pencerelerinden gelenleri karşılayan bir edayla sarkıyorlardı.

21 Temmuz 2011 Perşembe

GiDeLiM

Gidelim seninle bu şehirden
Önümüze geceyi serip gidelim
Kimseye görünmeden
Dokunmadan hiçbir şehre gidelim
Denizlerle gidelim
Yıldızlar edinelim
Sevişelim bir sabahı beklerken;
Ya da beklemeyelim
Biz gidelim yeter ki
Gidelim bu şehirden
Sen beni,
Ben seni severken
Aramıza kimse girmemişken
Gidelim...
Geceyi ser hadi önümüze
Bizi görmeyen bir yere gidelim
Ayrılık şehir değiştirmeden,
Bizi değiştirmeden
Gidelim...

Funda KESBİÇ

Fotoğraf Abant'a giderken ve Abant'ta sisler içinde karşıladı bizi Abant
Sanki içinde bir Gizem vardı.
Şiir yine Sevgili Funda'dan.
Hemde taze çok yeni bir şiiri nede güzel yazmış Fundam benim...
Tatil ve yaz nasıl geçiyor üşüyoruz üşüyoruz dedik şimdi de çok sıcak oldu değil mi?


FOTOĞRAFLARDAN MÜZİKLİ BİR GÖSTERİ 

16 Mayıs 2011 Pazartesi

ZAZ-Je veux

ben bu günlerde boş gezmek
boş dolaşmak
ne yaptığımı ne yapacağımı düşünmeden yaşamak
penceresinden çalışırken şehre izleyebileceğim
bahçesinde pembe domatesler yetiştirebileceğim bir ev istiyorum
bir odasında kitaplara ve dergilere boğulabileceğim bir beyaz koltuk
bahçe kapısından çıkınca kırmızı koltukları olan bir Wos Wos
arabamla gezerken hep hayalini kurduğum
bu kamerayla çekimler yapmak
bahçemde böyle bir hamak istiyorum

herkes beğendiklerini böyle tarif ediyor bloglarında bende tarif ettim işte ;)
ve tıklarsanız aşağıdaki videoya o müzikde keyfime iyi geliyor

YaReDiR SiNeDe EsKi SeVGiLi

Yaredir sinede eski sevgili Eski sevgili eski günler Hayata baksana takmıyor kimseyi Hiçbir şey diriltmez artık geçmişi Yared...